Kos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2014 Cuma

"yassu" Yunan adaları - "Kos"




29 Temmuz Bodrum, Akvaryum koyu- Kos


Bu yazının şarkısı için tık tık

Yunan adalarına "yassu" (merhaba) demek için ilk istikametimiz Kos. Öncelikle yola çıkmadan Kos'la ilgili biraz bilgi vermek gerekirse; İ.Ö. 4. yüzyılda büyük bir güç haline gelen Kos İ.Ö. 130 yılındaki Roma işgalinden sonra zayıflamış. St Jean şövalyeleri, Osmanlı, İtalyan ve Alman egemenliğinden sonra ada 1948 yılında Yunanistan'a katılmış.(Kaynakça; Dost yayınevi Yunan adaları görsel gezi rehberi) Bu arada Kos'un marulu meşhurmuş ama ben hiç marul göremedim.(gerçi sadece 1 tek dükkana girdik )
  

Öğleden sonra Bodrum Akvaryum koyundan yola çıktık. Yolda Yunan bayrağımızı çekiyoruz büyük bir heyecanla çünkü bu bizim teknemizle ilk yurt dışı deneyimimiz. Ve hemen ardından Yunan suları bize bir tane palamut veriyor. Tabi bizde bir sevinç bu iyiye dalalet inşallah diyoruz. Bir, bir buçuk saatlik çok sakin ve güzel bir yelken seyrinin ardından Kos'a varıyoruz.


Karaya adımımızı atar atmaz bakın bizi karşılayan ilana, kendimizi hiç yabancı hissetmiyoruz :)



Kos büyük ve güzel bir ada; gezilecek görecek çok şey  var. Siz siz olun bizim gibi geç kalmayıp tüm adayı dolaşabileceğiniz mini tren turuna yetişin, ilerleyen saat nedeniyle tur bitmişti biz akıl edene kadar:) 

Biz de bu durumda ilk olarak hiç vakit kaybetmeden hemen merkezdeki antik agorayı gezdik.


 Antik Agora 1933 yılında meydana gelen bir depremle açığa çıkmış. Bizans'tan Antik Yunan'a kadar farklı dönemlerden yapılar mevcut. 







Adada tam meydanda iki tane cami var. Biri Hacı Hasan cami diğeri ise Defterdar cami. Defterdar cami namaz saatlerinde açık.










 Yine meydanda modern tıbbın atası Hippokrates’in çınarı var. Söylenceye göre çınar 2400 yıl önce bilgin tarafından dikilmiş fakat araştırmalara göre çınar henüz 560’lı yaşlarında…






Bu biraz can sıkıcı olsa da en azından Hıppokrates’in İ. Ö. 460 yılında Kos’ta doğduğu bir gerçek. E söz konusu Yunanistan olunca tanrılar, yarı tanrılar, ölümlüler ve titanlar devreye giriyor, Hippokrates de modern tıbbın atası olduğuna göre ona da bir tanrısallık gerekir ve sonuç olarak bilginin şifa veren yarı tanrılar soyundan geldiğine inanılırmış.


Bu  çeşme de Hipokrat çınarının yanında, caminin kullanımı için Osmanlı valisi Hacı Hasan tarafından yaptırılmış.

Çınarın etrafında Hippokrates’in yazdığı Hipokrat yemini farklı dillerde satılmakta…




Kos’ta ayrıca Hippokrates’in ölümünden sonra yapılan, dinlenme ve iyileşme yeri olarak antik Yunan’ın şifa tanrısı Asklepios’a adanmış Asklepieion ören yeri de gezilmesi gereken yerlerin başında geliyor.


(resim internetten alınmıştır)

Yine hemen merkezde Rodos şövalyelerinin Osmanlıya karşı önemli bir savunma unsuru olan bir kale mevcut. Biz içeri girmedik ama çok güzel bir köprüden yürüyerek giriyorsunuz. Giriş 3 Euro.











 Köprünün üzerinden Kos




Bir de Zia köyü var ki güneş batımı manzarasıyla meşhur. Romantik anlar için bire birmiş. Zia köyü ayrıca geleneksel bir Yunan köyü örneğiymiş. Biz göremedik ama sizin vakit sıkıntınız yoksa bence görün derim.


Biz günü teknemizde batırdık...

 Velhasıl Kos’ta gezilecek görülecek çok yer var, hem doğa severler hem tarihçiler için. Peki ya gurmeler? Evet geldik gezinin en güzel yerine “yemek” :)
Okuduğum diğer bloglardan aldığım tavsiyeler sonucu işletmecisinin bir Türk hanımefendi olduğunu öğrendiğimiz Caravelle tavernaya gittik. Bu arada bayram tatili olduğu için sanırım yer yoktu. İçeride kalan son masayı sahnenin kenarına sıkıştırılması suretiyle yer bulabildik ama bizim kadar şanslı olmayanlar geri dönmek zorunda kaldı.




Yüksek sezon olduğu için tahmin ediyorum canlı müzik de vardı. Türkçe ve Yunanca karışık ezgiler eşliğinde çok güzel bir taverna deneyimi yaşadık. Sirtakiler oynandı, ateşler yakıldı, birlikte göbekler atılıp, halaylar çekildi. O kadar güzel bir ortam vardı ki, Yunanistan komşu ülkede aynı ezgilerde buluşup ortak duygularla gülümsedi herkes birbirine... Ben bir ara o kadar salak salak gülümsüyormuşum ki mutluluktan Öz dalga geçti :) Benim böyle romantik hallerim vardır aynı şey hatta biraz daha fazlası Ermenistan'da da olmuştu…


Neyse dönelim geceye müşterilerin neredeyse çoğu Türktü ( zaten adaları gezerken fark edeceksiniz çok fazla Türk var) birkaç masa da Hollandalı olduğu tahmin ettiğim bir iki grup vardı. Zavallılar o kadar yalnız kaldılar ki Türkler ve Yunanlar birbirlerini bulunca sahnede yer kalmadı kimseye :)



Söylemeye gerek yok sanırım Yunan adalarına gelince deniz ürünleri yenir. Biz de deniz ürünlerinden birkaç meze söyledik hepsi çok hoştu, yanında buralara özgür kızarmış saganaki peyniri, yunan salatası ve de sarımsaklı ekmek. Yunan yemek kültüründe ekmek bizim gibi çok önemli yer tutuyor…
 Kısacası Kos’ta Caravelle’yi tek geçiyorum. ( başka bir yer görmedim ama gerçekten çok eğlenceli samimi sıcak bir mekan ve yemekler oldukça lezzetli)


Bu da Caravelle'nin her daim gülen ustasının fotoğrafı :)

Size komşudan sıcacık bir gülümsemeyle ve selamla veda ediyorum. Kalimnos’ta görüşmek üzere



UYARILAR

* Kredi kartı çoğu yerde geçmiyor
*Büyük ihtimalle telefon operatörünüz burada çekecek. Telefonunuzun şebeke ayarlarından sadece operatörünüzü seçmelisiniz. Biz bir güzel kulandık cep telefonlarımızı umarım fatura döneminde bize bir sürpriz yapmazlar…

28 Temmuz 2014 Pazartesi

Bizim küçük dünya turumuz başlıyor...



Bugün bayram erken kalkın çocuklar... (şarkı için cümlenin üzerine tıklayın)

Bir bayram sabahı Öz uyuyor (namazdan sonra yattı ve henüz kalkmadı )... Ailem ise sanırım babaannemde koskocaman bir masaya sığamayıp ikinci bir masa açılmasına neden olacak kadar kalabalık bir halde amcalar, yengeler, kuzenler, mümkünse halalar ve enişteler hep birlikte... Sofrada börek, turşu kavurması, zeytinyağlı sarma, babaannemin Karadeniz usulü kurabiyesi lokum, belki pide ve bilumum kahvaltı çeşitleri...
Şükürlerle ve bereketle dolu bir sofra ve o sofranın etrafında yine bin bir şükürlere vesile asıl zenginliklerimiz.
Bu bayramda biz iki kişilik bir çekirdek aile olarak birazdan güzel bir kahvaltı yapacağız Bodrum'da, halimize şükür ederek, içimizde özlem ve olmayanın olmadığı, savaşların durduğu bir başka dünya hayal ederek.
Ve bugün uzaklara yelken açacağız. Başlangıç noktamız öyle çok uzak değil aslında... Kos adasından başlıyor turumuz ve sonra devam edecek... 
Kemer marinadaki müdürle sohbetimizde aramızda şöyle bir konuşma geçmişti; Dünyayı yelkenle solo dolaşan Türklerden birine ama maalesef ismini hatırlamıyorum- itiraf ediyorum; o sırada ben Akdeniz'de yaşayan balıklar kitabını incelemekteydim, aslında hatırlamamak büyük bir ayıp çünkü hala yelkenle dünya turu yapan Türk sayısı iki elin parmaklarını biraz geçmekte... (ek bilgi için tık tık )- şöyle bir soru yöneltilmiş; "Bir daha imkanın olsa dünyayı dolaşır mısın?" cevap ise şöyle olmuş "Kendi dünyamı dolaşırım"


Ve biz de kendi küçük dünya turumuzu yelkenlimizle yapmaya karar verdik. Hedefimiz bir sorun çıkmazsa Yunanistan Corinth Kanalından geçip Adriyatik denizine kıyısı olan ülkeleri dolaşmak... Biz hayalimizi ettik duamızı da yolladık, vira bismillah diyerek ve tabi teknemizin elektrik aksanında ufak bir problem var onu da Öz hallederse bugün öğleden sonra yola çıkacağız...
Bu bizim ilk Türk suları dışındaki deneyimimiz olacak ve belki de benim hayal ettiğim ve Öz'ün yanaşmadığı dünya turumuzun da başlangıcı, kim bilir :)
Elimden geldiğince internet  elverdiği müddetçe ve tabi benim vaktim oldukça ( bu arada yaz okuma şenliğine devam edip, gezip yeni insanlar tanıyıp sohbetler edip, yeni tatlar keşfedecek ve kendi kendime de her gittiğim ülkenin dilinden çat pat konuşmak için beynimi zorlayacağım için neye ne kadar zaman bulacağım hakkında pek fikrim yok :(  )  blogumda en azından resimler paylaşmaya çalışacağım yanında hikayeler de anlatabilip bizden haberler de verirsem ne ala... 
En azından son son sizlere yola çıkmadan şöyle güzel bir kaç fotoğrafla Bodrum esintisi yollayayım...

26 Temmuz Cumartesi- Gümüşlük



Gümüşlük bence Bodrum yarımadasının en güzel koylarından biri...
Akşam üzeri vardık Gümüşlük'e... Bizim için özel bir yerdir gümüşlük ama aslında kim için özel değildir ki?
Gümüşlük sadece bizler için değil tarihin arka sayfalarındaki İsa'dan önce yaşamış halklar için de özelmiş;

 Yunanlılardan da önce bu toprakların sahipleriymiş Lelegler. Ve eski adı Myndos olan Gümüşlük Lelegler tarafından Bodrum yarımadasında kurulan 8 kentten biriymiş. İ.Ö. 4. yüzyılın ortalarında Karya satrabı Mausolos (Persler hükmettikleri toprakları satraplıklara (valiliklere) bölerek yönetirlermiş) sekiz kentten altısını boşaltırken Myndoslulara dokunmamış. Bir ara bağımsızlığını da kazanıp kendi sikkelerini bile bastırmış Myndos ama sonra başka devletlerin egemenlikleri altına girmiş. Hatta bir rivayete göre İ.Ö. 44 yılında Sezar'ın katilleri Brutus ve Cassius Myndos'a sığınmışlar...

Böyle anlatınca tabi çok fazla şey görmek hayaliyle yanıp tutuşuyor insan ama maalesef günümüze kalan kısımları biraz detaylı incelediğiniz zaman, su altında ki kalıntıları ve mozaik parçalarını vs. görebiliyorsunuz...


(fotoğraf internetten alınmıştır)

Biz ilerleyen zaman yüzünden hemen Öz'ün iftarı için güzel bir restoran seçtik kendimize (ben bir süredir kurtulamadığım soğuk algınlığımın günlük yaşantımı olumsuz etkilemesi nedeniyle antibiyotik kullanıyorum) Gümüş restoranda güzel ama birazcık fiyatlı bir yemek yedik.( Bu arada garsonun biz söylemeden Öz oruç tutuyor diye ona çorba ikram etmesini unutmam hakkını verelim çok güzel bir hareketti :) ) Karidesin sunumu güzel ama tadı sunumu kadar başarılı değil ama kalamar ve mezeler çok lezzetli.
  
Daha ucuz yollu bir şeyler yemek isterseniz ilerde liman başkanlığı gibi bir yer var oranın hemen arkasında çay bahçesi var bira ve patates kızartması 10 lira, tost vs. mevcut görebildiğim kadarıyla ama tek kötülüğü self service ve bayram arifesinde e düşünün kalabalığı :)) 


Gümüşlük'ün bir de çok şirin mi şirin bir çarşısı var...


 Çarşıda bodrum sandaleti yapan bir usta...Fotoğraf daha net olaymış :(






Evet, gece gece ışıklandırması hoş gümüşlük sokaklarından bu kadar... Bu arada unutmadan Gümüşlük sokaklarında dolaşırken kendi kilini kendi yapan yoğuran bir sanatçı çıkıyor karşınıza  apansızın; Bora Sencer. Kendi deyimiyle Seramik, Amphora, Mozaik, Takı çalışmalarını "Dünya Kültürüne'' sunma ve bu unutulmaya yüz tutmuş Dünya'nın en eski mesleklerinden birini yaşatma çabası içerisinde...
Çocuklara o kadar güzel anlatıyordu ki çömlek yapımını, her tarafta çocuk olmasından dolayı yaşımdan utandım deneyemedim :)) Ama siz deneyin bence :)


Bu arada tabi ben yazımı yazana kadar zaman ilerledi.Teknemizin  elektrik problemi bizi aştı usta gelecek e bugün bayram malum, bizim yola çıkış yarına kaldı... 

En yakın zamanda tekrar görüşmek üzere sevgiler ve iyi bayramlar, Öz'den de selamlar... Beni kendinizden habersiz bırakmayın arada varlığınızı belli edin olur mu?






Başka bir dünya mümkün...