köy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
köy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2017 Cuma

GÖCEK KÖRFEZİNDE

GÖCEK KÖRFEZİNDE



Herkese selamlar,
Nasılsınız? Hal hatır sormadan girmeyelim değil mi mevzuya?
Nerede kalmıştık? En son Marmaris’teydik ve orayla ilgili bir yazı paylaşmıştım. (Eğer Marmaris’i köy köy gezmek isterseniz lütfen yazımın LİNKİNİ tıklayınız.)

Peki o gündür bugündür ne yapıyoruz? Aslında çok sakin geçiyor günler, pek uzun yol da yapmadık. Havalar güzel gidiyordu fakat son bir kaç gündür serin, geceleri kalın alt pijamalarımızı çıkardık yine... 
E, hadi o zaman başlayayım yazmaya...
Bu yazının şarkısı için de tık tık  lütfen.

11 Mayıs Perşembe- Merdivenli Koy



Çiftlik koyunda dolunay


Sabah Çiftlik koyunda uyandık. Panik yok, buraya biz geldik, ayığız ve her şeyin bilincindeyiz :)
Bir gün önce Marmaris’ten sabah erkenden ayrıldıktan sonra yine Çiftlik koyuna gelip kahvaltı yaptık ve ben neredeyse tüm gün blogla ilgilendim, Öz’ün de tadilat işleri son sürat devam etti. Akşamında Şampiyonlar ligi maçı izledi bizimki, ben de kitap okuyarak geçirdim tüm akşamı. Ha bir de kandildi, herkesin geçmiş kandili mübarek olsun. Bugün de kahvaltı sonrası yola düştük. İstikamet Göcek Körfezi...

Bu arada Çiftlik koyunu merak edenler için iki ayrı yazım vardı hatırlatayım efenim. Yazıları okumak için isimlerin üstüne tıklayınız lütfen "Merhaba hayat" ve "Yine mi çiçek yine mi Marmaris?"



Fotoğraf Rod Heikell'in Türkiye ve Kıbrıs Deniz Klavuzu kitabından çekilmiştir.


 Geniş apazdan gelen rüzgarla her iki yelkenimizi de açarak saat 12 çeyrek gibi yola çıktık. Hem de hiç motor çalıştırmadan, iskeleden ayrılışı bile Halil  beyin özel isteğiyle  yelken seyriyle yaparak.( Rüzgar müsait olduğu için yelkenleri iskeledeyken açtık ve kontağı çalıştırmadan,kıç palamar halatlarını (tekneyi iskeleye bağladığımız iki halat) çözdük ve çıktık)   
 Yol çok güzeldi, her şey yolunda gitti bir süre.  Hatta keyifli bir seyirdi ta ki Göcek körfezine girmek için Kurdoğlu Burnunu geçip biraz serpintiyle hızlanalım derken, o biraz serpinti bizi maffetti. Ön yelkeni zorla kapadık, ana yelkeni çok fazla boşladık ama ona rağmen hırpalandık. Ön yelkeni kapamadan önce kaç kere tekne kafayı çevirdi, daha yeni yeni kendine gelmeye çalışan ayağımla ne mücadele verdim, Öz şahit :)) Ortalama 5-6 knot hızla tabi bu hız bazen 9'u bulduğu oldu o ufak fırtınamsı rüzgarda.

Aslında fena da olmadı üzerimizdeki tozu süpürdü ufak fırtına...



Göcek Merdivenli Koy

Akşama doğru Göcek Körfezindeki sevdiğimiz koylardan biri olan Merdivenli Koya geldik. Burada dar bir vadi var iki yakadaki zeytin ağaçlarıyla dolu yamaçları birbirinden ayıran. Bu vadiden yukarı çıktığınızda küçük bir köye varıyorsunuz. 
Koyda ufak bir mağara mevcut oyulmuş taş merdivenlerle çıkılan. Bu merdivenlerden dolayı koya "merdivenli koy" ismi verilmiş.



Mağara budur, alttaki küçük oyuk mağaranın girişi oluyor ve taş merdivenlerle çıkıyorsunuz 

İlk gün sadece deniz keyfi yapıp akşam yemeği hazırlamakla geçti vaktimiz. Kelebekler misafir oldu soframıza...



Resimde ne görüyorsunuz söyleyin kişilik analizinizi yapalım, takipçilerimize ücretsiz :)


12 Mayıs Cuma- Merdivenli Koy



Sabah kahvaltımızın ardından Öz köye gidip cuma namazını kılmaya karar verdi. Ben de onunla birilikte koya çıkıp piknik yapmayı niyetledim, köye bir önceki gelişimizde çıkmıştım bu sefer ayağımdan dolayı gözüm almadı. Nevalem hazır; kahvemi termosa koyup, kitaplarımı da yanıma alıp, minderim ve havlumla geçtim bir ağacın altına, oh keyfime diyecek yok. Yeni bir kitaba başladım bu arada ... Kitap okuma açısından bir önceki aya göre daha verimli geçen bir dönem, tabi kendimce:) 



O zeytin ağacının dibi benim piknik mekanım, belki bir gün gelirseniz yine orada olurum, kim bilir? 

 O kadar huzur dolu ki; sessizlik ve doğanın koynunda olmak... İstanbul'un trafiğinden ve mecburiyetlerden uzak, sessizlik, doğanın sesi... Okuduğum satırlar bile ayrı bir tat veriyor...  



Nevalemi onunla da paylaştım. Bana eşik ettiler tüm piknik boyunca, bazen fazla samimilerdi ama olsun sorun yok :) 

Zaman o kadar hızlı geçmiş ki burada, dalıp gitmişim sayfalara, bir bakmışım Öz gelmiş. Öz'ü çay içmeye bir köy evine davet etmişler ama bensiz gidesi gelmemiş, onun yalancısıyım :) O da oturdu biraz benimle, bulunduğum ortamın cazibesine kaptırdı kendini bir süreliğine,  biraz sohbet ettik...Öz kısacık yol hikayesini anlattı, lakin yukarı çıkarken yılan çıkmış karşısına, gri bir yılan küçük sayılmayan ama korkak cinsinden, Allah'tan :) Bir de bunların beneklileri varmış zehirli olan. Onunla tanışmak lütfuna erişmeyiz umuyorum. 

 Öz'le yapmaktan hoşlandığımız şeylerden biri de böyle sessiz sakin koylarda güzel bir köşe bulup pikniğe çıkmak. Hatta ıssız, gece pikniklerimiz bile var, bir gün onları da anlatırım belki. 




Öz tekneye geçtikten sonra ben biraz daha koyun  tadını çıkarmaya devam ettim. Dalmış kitabımı okurken çan seslerini duydum ve koyun esas sahipleri olan, her geldiğimizde burada karşılaştığımız, artık ismen tanıştığımız Sude ve ailesini gördük. Sude isminde bir okuyucum varsa lütfen alınmasın ama sahibinin keçisine koyduğu isim bu... Sude ve ismini bilmediğim arkadaşı o kadar meraklı ki; bir ara Sude kahvemi yudumluyordu, diğeri ise şalvarımın boncuklarını yemeye çalışıyordu...

Hatta videolarını çektim yükleyebilirsem, teknolojinin o kısmına geçebilirsem haberdar ederim buraya link koyarak. 


Kahveme ilgi çoktu, canım:) Sude'nin kahvemi içerken fotoğrafı yok ama karınca fotoğrafı versek :) 


  Teknede yaşamın getirisi midir acaba, bilmiyorum ama  denizde olunca insan beğendiği her kara parçasında yürümek istiyor.




Boynuzbükünün değerli keçileri :) Yavru olan çok cana yakın, en azından merdivenli koydaki yavrulara göre...

Oldum olası çocukluğumdan beri hayvanlarla aram iyidir, sadece dört ayaklılarla değil, ayaksızlar da dahil her türlüsüyle :) Tabi ki örümcek hariç ama denizdeyken daha bir doğaya yakın hissediyorum kendimi.
Sanki dilimizi anlıyoruz birbirimizin tabi böyle büyük laflar ettiğime bakmayın arada canımı yakanlar da olmadı değil. Mesela deniz ortasında gelip bizi bulan, ısıran ve inatla ne yaparsanız yapın ısırmaya devam eden kara sineklerle aram hiç iyi değil. Ya da Öz'ün yanlış yönlendirmesiyle teknede yaşamaya başladığım ilk yıl deniz çiyanlarını toplamaya kalkışıp elimin yanması gibi kötü anılarım da var. 



Deniz çiyanı; Tarım.com.tr'den aldım fotoğrafı, denizlerin en tehlikeli canlıları listesinde yer alıyor :)


Ya da her yaz başı muhakkak bir arı tarafından iğnelenirim gerçi sonrasında çok iyi gider muhabbet, barışırız, iğnelemelerine son verirler onlar da. Birlikte yemek yer, kimi zaman birlikte yemek hazırlarız. Hatta manikür, pediküre kadar varır olay, o da ayrı bir video :)
 Bu yıl henüz arılarla teşviki mesaimiz başlamadı lakin her yer kelebek dolu, köyün imamı bu mevsimde çok olduklarını söylemiş Öz'e...


Cumartesi gününü de huzurlu bir şekilde Merdivenli koyda geçirdik.


14 Mayıs Pazar- Yavansu Koyu


Öğleden sonra artık Merdivenli Koydan başka bir yere gitmeye karar verdik. Bu sefer bugüne kadar Göcek körfezinde hiç uğramadığımız bir koya gideceğiz; Yavansu Koyu. 




Yavansu koyunun bir kısmı

Burada koyun sonunda salaş bir restoran ve basit bir iskelesi var fakat biz kıyıdan çıma alıp demir atarak bağlıyoruz tekneyi. İskelede elektrik ve su yok. Akşama doğru benim yine yürüme isteğim cereyan edince zeytin ağaçlarıyla dolu tepede yürümeye başladık, önceleri düz bir yol sandığımız yürüyüş güzergahı daha sonrasında engebeli kayalıklara dönüştü, e ayağım malum. Yanımıza ışık da almadık. Artık dönüş yok deyip restorana kadar yürüdük ve akşam yemeğini de orada yemeye karar verip bizi botla tekneye bırakmaları konusunda da anlaştıktan sonra derme çatma, yemeklerin odun ateşinde piştiği, taşıma suyla bulaşıkların yıkandığı bu doğal ortamda, salaş restoranda akşamımızı geçirdik. 



Yolda karşılaştığımız tosbağalardan biri 




işte su ısıtılan patates kızartılan ateş

Recep bey, çocukları ve gelinleriyle sohbet ettik. .Hafif tepeye doğru kurdukları çadırda kalıp, hemen iskelenin önüne bağladıkları büyük teknede yemekleri hazırlıyorlar. Recep beyin tatlı şivesi de işin içine girince sohbet güzeldi, odun ateşinin mis gibi kokusu ve yine kelebekler. 



Yemeklerin piştiği fırın

Büyü gibi bir şey, hayatımda hiç bu kadar kelebeği etrafımda görmemiştim. Doğa ana yıldız tozları serpiştirdi sanki üstümüze, hayatımıza, mucizeleri hatırlatmak için belki de...



Salatamdan otlanan kelebek

 Kelebeklerle birlikte yemeğimizi yedikten hatta kelebekler nasıl beslenir babında belgeselimizi de izleyip, tekneye döndük...   
Gece çok rahat bir uyku uyuduğumuz söylenemez koyun içine giren soluğan rahatsızlık verdi.

Bu arada tabi anneler günü; pek kutlamamaya çalıştığım, düşündükçe içimi sızlatan bir gün bugün... Tüm annelerin ve kendini anne hissedenlerin günü kutlu olsun...

15 Mayıs Pazartesi- Kale koyu




Gülcan botuyla teknenize yanaşıyor ve satış yapıyor...

Sabah Recep Bey'in kızı Gülcan'ın (Gülcan botla civar koylarda ekmek, gözleme, börek, yumurta, sebze, meyve vb. satıyor)   teknemize konuk olmasının ardından yola çıkıyoruz. Yol dediğime bakmayın sadece körfezde başka bir koya geçiyoruz. 




Böyle kimi koylarda ya civar köylerden bu şekilde satış yapan küçük botlar oluyor veya merkezi yerlere yakın koylarda marketler zincirlerinin botları geliyor. Ya aborda oluyor market  teknenize ya da siz botunuzla yanaşıp alışveriş yapıyorsunuz. İçleri gayet normal karadaki marketler gibi. Bir başka alışverişte içinden de fotoğraf çekeceğim :) 



İşte market botlardan biri, bir markanın daha da büyük...Kapitalizm ve rekabet, medeniyet girmemiş koylarda bile peşinizi bırakmıyor, alışveriş canavarı her daim yanınızda :)
Ama verdikleri hizmetin değeri de ayrı, düşünün bir koydasınız içme suyunuz bitti tamam merkeze yakınsınız ama en iyi ihtimal gidiş dönüş 1 saatinizi alır ama bu marketler sayesinde her ihtiyacınızı karşılayabiliyorsunuz. Su, ekmek, yumurta, yeşillik gibi ihtiyaçlar bazen o kadar değerli oluyor ki denizde. Bir de dondurmacı botları var...




Kale koyundan bir görünüm, tüm bahsettiğim koyların denizi de çok güzel bu arada, fotoğrafta da göründüğü gibi...

Adını koyun güneyindeki yüksek duvarlardan almış bu koyda. Batık Hamam koyunun biraz ilerisinde kalıyor Kale koyu.  Kıyıda babalar var; kimi yerlerde daha dikkatli bakarak seçebileceğiniz babalara bağladık halatlarımızı bu sefer. Eskiden yani çok değil daha geçen sene bu koyda salaş bir restoran vardı ama satılmış ve çok şık bir marina-restoran açılmış. 



Yeni açılan yerden bir kare, bu masaya oturmuş hiç bir şeyden habersiz bekleyen zavallı denizcilerdik o an biz :)

Henüz daha resmi açılışı yapılmamıştı ama oturup bir kahve içtik. Akşam yemeğini de yesek mi diye düşünürken öğrendiğimiz fiyatlar karşısında, topuk deyip tüydük.
Ve benim yaptığım soslu makarnaya talim ettik. 



Soslu makarna deyip geçmeyin benim makarnalarım meşhurdur. Her fani umarım benim makarnamın tadına bakmadan göçüp gitmez şu dünyadan, yoksa gözü açık gider, diyerek böbürleneyim bir de:)

Tabi bir de akşam büyük buluşma, bilinçli olarak izlemediğim televizyonun karşısına geçtiğim nadir bir iki saat var, o da bugün... İnternet almadık tekneye, e mecbur telefonun internetini açtık. Hadi dizi başlıyor, hoşcakalın :)


Bir de Batık Hamam koyunu daha önceden ziyaret ettik fakat fotoğrafları bulamadım. Likyalılar dönemine ait tarihi kalıntıların bulunduğu Hamam koyunda Kleopatra'nın yaptırdığı iddia edilen bir batık hamam ziyaret edilebiliyor, koyun adı da zaten bu eserden geliyor.

16 Mayıs Salı- Panço koyu



Sabah uyanır uyanmaz denize girmeyi planlıyoruz ama su pislenmiş polen ve ağaç yapraklarından... Topluyoruz halatlarımızı ve yer değiştiriyoruz. Bu seferki koy yine ilk defa gideceğimiz bir yer; Panço koyu.




Panço Koyu domuz adasında. Buranın bir kısmı özel mülk... Rüzgar esiyor tüm gün, bedenim ısınmadığı gibi ruhum da ısınmıyor buraya.



17 Mayıs Çarşamba- Boynuzbükü Koyu



Sabah uyandığımızda üşümüştük. Hava puslu, "ağlasa mı, gülse mi?" karar veremiyor gökyüzü... O karar vermeden biz yerimizi değiştirmeye karar verdik bile...Hava yağmurlu olacak, suyumuz da bitti.



Yağmur tanelerini seçebilen var mı?

 Göcek merkeze gideceğiz ama daha erken de, marina parası da vermek istemiyoruz. Boynuzbükü'ne geçmeye karar veriyoruz. Bu civardaki görüntüsü en güzel işletmelerden biri bu koyda...



Boynuzbükü'ndeki restoranın girişi

Sizi yine bu cennet koyun fotoğraflarıyla baş başa bırakıyorum.









Restoranın hemen yanı başındaki orman, çınar ağaçlarıyla dolu her yer...

 Siz bu güzellikleri seyre dalın, ben de izninizle şu hamakta kitap okuyup hayallere dalayım...




Bizden bu kadar, Öz'den selamlar, siz de selamsız sabahsız bırakmayın bizi olur mu? 


Bu arada daha önce gittiğimiz ama fotoğraflarını bulamadığım favori koylarımız Hamam koyundan ve Taşyaka'dan (Bedri Rahmi koyunun ilerisi) bahsedemiyorum bu yazıda... Bir daha ki sefere umarım... Bu fotoğraflarda Martı koyundan...



Martı koyunu, arkada, karşı kıyıdaki martı resminden tanıyabilirsiniz, net bir şekilde seçiliyor.










Yine dostlarımdan biri :) ben nereye gitsem o oraya geliyordu :)



Not: Fotoğraflar 2015 yaz sonuna ait. Biz gittiğimiz de sezon çoktan kapanmıştı,  bu koyda da bir restoran var ama kapalıydı, "normalde açık mı?" bilmiyorum.

Uyarılar ve Öneriler (Naçizane)


1- Eğer merdivenli koya gelir ve köye doğru biraz yürümek isterseniz, temkinli olmak adına bence açık ayakkabı giymeyin.
2- Lütfen koylarda çöplerinizi biriktirin, o an göremiyor olabilirsiniz belki çöp tenekelerini ama muhakkak koyun bir kenarında köşesinde çöp tenekesi vardır, arayın.
3- Göcek merkezden günübirlik tekne turlarıyla tüm bu koylara gidebilirsiniz.
4- Göcek'de koy, denizde kum tanesi. Tamam çok abarttım ama gerçekten bu körfezde çok güzel bir doğa var.

5- Ve tarihi kalıntılar mevcut tabi ki eğer trekking yapmayı seviyorsanız hem güzel bir görsel hem de tarih sizi karşılayacak.

6-Gittiğiniz koylarda özellikle de böyle bir tane salaş restoranın olduğu koylardaki mekanlarda muhakkak menü isteyin, eğer menü yoksa çekinmeden fiyat sorun yoksa şok bir hesapla karşılaşabilirsiniz.

7- Koylarda size bir şey satmak için yanaşan teknelerde ürünler normal fiyatlarından birazcık pahalı olabilir ama hepsi taze ve doğal. Ve tabi ki hiç bir şey almasanız bile sohbet etmek çok keyifli ya da bir şey almak istemiyorsanız da bunu kibarca söylemek en önemlisi

8- Fotoğraf makinesi olmayan çömez ama istekli bloggera sponsor olmak istemez mi kimse :) 

11 Mayıs 2017 Perşembe

MARMARİS VE AN'LAR

MARMARİS VE AN'LAR



Marmaris'ten İnsan Manzaraları

Marmaris aşkımdan bahsetmiştim önceki postta (okumak isterseniz tıklayınız efenim)

(Bu yazının şarkısı için her şey seninle güzel diyoruz. Şarkının isminin üstüne tıklayın lütfen)
O kadar yer gezdik Öz'le ama Marmaris gibi etkileyeni yoktur bizim için. Belki de şehirleri güzelleştiren içindeki insanlardır ya bizimki de ondandır, bilinmez. 

Mesela en favori koyumuz Marmaris'e bağlı Dirsek bükü'dür. Sadece deniz yoluyla gidebilirsiniz Dirsek Bükü'ne. 15 mt. derinlikte bile denizin dibini görebilirsiniz. O kadar temiz, hele de ay ışığında periler dans eder sanki derinliklerinde. Fakat bu güzelliği bir türlü fotoğraflayamadım ben. Yüksek sezon hariç sessiz, sakin hele bazı geceler insan kendi  nefes alışverişinden korkacak hale geliyor. Ve böyle gecelerde benim favori etkinliğim, gerilim- polisiye hatta korku kitapları okuyup, sonra korka korka içeri kaçmak :)
  

Gelelim Marmaris'e, zamanın yavaş aktığı şehir...
"Marmaris'te nerelere gidilir, ne yenir, ne içilir?" Yemek konusunda liman çevresinde bir çok yer var, herhangi birinde yiyebilir, içebilirsiniz. Biraz liman dışına çıkmak istersiniz, "minder" diye bir ocak başı var Aykut abi önermişti. Ben de öneriyorum orayı. Kahvaltıda da biz genelde "Kırçiçeği"ni tercih ediyoruz, bir de sedir adası yolunda Çınar diye bir yer popüler ve meşhur...  Yeni bir kafe- restoran keşfettim bir de, adı "Zola". 


Zola'dan bir kare 

Bilen bilir benim bir de nargile sevdam var. Kurtulmak istiyorum o ayrı, ama böyle bir zevkiniz varsa Ali Baba'ya gidiyorum ben. Tabi şu an bu blogu yazmak için kullandığım "Purple Rain" var orayı da anmazsam olmaz, akşamları da canlı müzik, ohhh gençlik hadi ne duruyorsunuz, ortaya:)  Bu lafı da hiç sevmem; ergenken, düğünlere gitmekten nefret ederdim hele bir de böyle aa ne biçim gençsiniz size diyenlere de bir kafa atasım gelirdi. İçten atarlıydım ben :)



Robinson crusoe Şahin abinin köpekleri. Ama artık erkek olan tek kaldı, sevgilisi kayıp, büyük ihtimalle birileri aldı diye düşünüyoruz.





 iki yıl önce çekmiştim bu fotoğrafı, tekneye o kadar meraklılar ki, her kıyıya yanaşan bota binip tekneye çıkmak istiyorlardı. Tekne de yeni mürettebat diye paylaşmıştım bu fotoğrafı...  
Marmaris'in ilginç insanları var bir de; koyda yaşayan Robinson Crusoe Şahin abi, çingene teknesinde 25 yıl önce Marmaris'e gelip burada kalan Peter...  Peter yıllar evvel buraya yaklaşık 15 tekne arkadaşla gelmiş hepsi dönmüş yavaş yavaş ama o burada Yalancı Boğaz'da yaşamaya devam ediyor... Teknenin fotoğrafının çekilmesinden pek hoşlanmıyor ama biraz sohbet edince bir şey demedi :)



Peter'in meşhur çingene teknesi( gerçekten meşhur, Marmaris yat marin'de  neredeyse herkes bu tekneyi bir fotoğraflar)


 Ve karşınızda Peter


Bir de sabuncu dede var merkezde. Netsel marinadan merkeze doğru giderken ikinci köprüden geçtiğinizde dümdüz devam eden caddede dükkanı. Sığla ağacından sabun yapmış, sabunlarından aldım kullanmadım henüz lakin bir yağ aldım, yüzüme sürüyorum, tüm kremlerimi atabilirim, öyle güzel...


Sabuncu dede dükkanında... Muhabbeti de güzeldir :) 



Sabuncu İhsan dedenin sabunları    



Bu brandayı görürseniz hemen içeri girin bence ... 



Marmaris'in Köyleri


Fotoğraf Rod Heikell'in Türkiye ve Kıbrıs Deniz Kılavuzu kitabından çekilmiştir. 

Orhaniye

Tabi ki öncelik Orhaniye'nin. 2016 yazımızı orada geçirdik. İlk defa bir yaz yerleşik hayata geçtik sayılır. Onda bile iki ev değiştirdik ama. 


Ah Orhaniye... Yüreğimi dağlar her seferinde. Ben yazılarımı yazdıktan sonra ilk olarak hep Öz'e okurum ilk onay mercimdir yani. Ama bu seferki daha bir başka... Onun isteği kadar olacak bu yazı.

Orhaniye'de yerleşik hayatı tercih etmemiz biraz mecburiyetti aslında. Marmaris'e yerleşmeyi hep hayal etmiştik ama bu şartlarda değil tabi. Bize kalsaydı, her şey yolunda gitseydi, bulutların arasına gizlenmeseydi güneş, belki bu kadar oralı olamazdık, o güzel insanları tanımazdık... Bize kalan güzel anılar ve insanlar oldu, birini yanımızdan alırken yaşam.



Yaz başı, Öz ve baba

Nur ablamız,onun güzel ailesi ve torunu Defne, İnci, Kenan abi, Gelincik market, Ayten abla ve eşi, Cennet marin... İyi ki girdiler hayatımıza... Hep güzel anılarla dolu bu isimler...



Nur ablanın butik taş villası

Nur abla Orhaniye'nin en güzel butik villasını işletiyor. Fotoğraf çekmek hiç gelmedi aklıma o dönem, başka bir mücadele içindeydik... 

   
Fotoğraflar bana ait değil, zaten cennet gibi bir yer burası, güzel de çekemezdim sanırım o zaman. Verandasında oturup kırlangıçları izlemekti Öz'ün babasıyla en büyük zevkimiz...Arada havuza kelebekler düşer ve onları kurtarma mücadelesi verirdik babayla, o bana koordinatları verir, ben de operatör misali, koşardık yardıma... 



 Casa Feronia'nın bahçesinden bir görüntü

Güller açmış olur yazları bahçesinde Casa Feronia'nın, yanında da çeşit çeşit meyve ağaçlarıyla...  Akşam üzeri denizden hafif bir meltem eser tüm günün güneş yorgunluğunu üzerinizden almak için. Teninize dokunan ah o hafif esinti... 
Verandasında kurulan uzun masalar, bol kahkahalı sohbetler...



Bir de Jumbomuz vardır insandan daha dost...
Nur abla, anne şefkatiyle ağırlamaya çalışır tüm misafirlerini ve biz de biraz daha ileri gitti ve anne gibi de oldu. Teşekkür ederim sana Nur abla,hem de o kadar içten bir teşekkür ki bu biliyorum hissetmişsindir sen... belki de senin sayende yaşam enerjimi dengeledim...



Nur ablamız, Casa Feronia'nın bahçesinde


Orhaniye; Hisarönü Körfezinde yer alıyor. Merkezden minibüslerle 45 dk.da köyde olursunuz. Yol yine çok güzel manzaralar sunuyor size... Hatta bir seyir terası bile var... Orhaniye'ye giderken Datça yolu üstünde meşhur lokantalar da mevcut ama bir kokoreççi var oraya da muhakkak uğrayın, sakatatlarla aranız iyiyse...  



Öz ve Nur abla fotoğraflandıklarından bihaber, her an yakalarım ona göre :) Marmaris yolu üstünde uğrak yerlerimizden biri kokoreççi

Etrafı çam ormanlarıyla çevrili Orhaniye'de meşhur Kızkumu bulunuyor. Plajdan 600 mt. denize doğru bir kol gibi uzanan kum bendine verilen isim, kızkumu. Bir de efsanesi var; bir zamanlar yöreye sık sık korsanlar baskın düzenlermiş.Bu baskınların birinde bölgenin önemli ailelerinden birinin güzeller güzeli kızına göz koymuş bu korsanlar. Kız korsanlardan kaçarken eteğine doldurduğu kumu denize saçarak kaçmaya başlamış karşı kıyıya doğru. Eteğindeki kumları döktükçe kumlar peri kızına yol olmuş. 



Fotoğraf google görsellerden alınmıştır. Orhaniye kızkumu

 Fakat kumlar bitmiş ve kızcağız karşı kıyıya varamadan denizin derinliklerine gömülmüş...  İşte o gündür bugündür kız kumu olarak anılıyormuş burası da. Bir de beyaz bir heykel yapmışlar kız kumunun başlangıcına... Bu heykel bana başka anılar sunsa da siz giderseniz bizim her ziyaretçimizi götürdüğümüz ve çok kere geçip bir kere bile dilek tutmak aklımıza gelmeyen kızkumunda yürüyüp dilekler tutun, her şeye rağmen, inadına hayatın güzelliğine:) 



Kız kumunda yürürken dilek de tutmayı ihmal etmeyin lütfen:) Belki bizim için de bir dilek tutarsınız hı :) Bu fotoğrafı da Casa Feronia'nın internet sitesinden aldım


Ve Orhaniye'de kalacaksanız tabi ki Casa Feronia'da kalın :) Casa Feronia'nin intenet sitesi için tık tık lütfen.

Orhaniye'de kız kumunun hemen önünde bir ada yükseliyor. Buralara antik çağda "Bybassos" deniyormuş, bu adada da o dönemden kalma akropolisin kalıntıları var...

Bir de Orhaniye yoluna döndükten sonra Hisarönü'ne yaklaştığınız da Hisarönü Köftecisi var ki ben bayılıyorum köftelerine bilginize:) Pek dışarıdan göremezsiniz içeriyi ağaçlardan öyle ki gündüz gün ışığı neredeyse içeri girmiyor desem yeri... Sadece tabelasına dikkat edin yeter.  Bir de Köftecinin sahibi Selçuk Bey'in ilginç dekorasyon fikirlerine şahit olacaksınız saklı bahçede...

Bayır köyü


Bayır köyü için lütfen yine bir önceki posta bakınız.

Turgut Köyü


Fotoğraf google görsellerden alınmıştır.

Turgut köyü Orhaniye'deyken bizim için kaçamak yeri gibiydi. Zakkum'du galiba restoranın adı. Çok güzel mezeleri var, önünden denize de girebilirsiniz. Güneş erken batıyor ama burada, tepenin arakasında kalıyor belirli bir saatten sonra. Orhaniye'den 15 dk. bile sürmüyor... Bir de Turgut şelalesine uğrayın, buraların sıcağından vaha oluyor ziyaretçilerine...


Turgut şelalesi... Burada da bir restoran var Hasan Ali bey ve ailesinin işlettiği

Turgut'un halıları meşhur ve buralarda antik çağda "Hygassos" kenti sınırları içerisinde yer almaktaymış. Bölgede pek çok kalıntı bulunmaktaymış ama biz kültür gezintisi yapmadık hiç.
Bir de Turgut Kalesi varmış ama orayı da görmedim.


Bozburun  

Bozburun bizim için özeldir. Öz'le miladımız sayılır, güzel bir Ege köyü... Dondurma yemeyi ihmal etmeyin ve sahildeki restoranlarda oturup güneşi batırın...
Bozburun'da ( Babanın deyimiyle Beyaz burun :) ) eskiden süngercilik yapılırmış fakat tekne yapımı süngerciliğin yerini almış. Şimdilerin o büyük guletleri Bozburun imalatı...
 “Karya” isimli kitabıyla bölgenin tarihini anlatan araştırmacı  Bilge Umar'a göre Bozburun'un geçmişi 4000 sene öncesine dayanıyormuş.


Daha fazla bilgi için tık tık

Selimiye


                 
Fotoğraf google görsellerden alınmıştır

Selimiye'yi duymayan kalmamıştır herhalde. Bir köy düşünün içinde Jazz bar var, öyle bir yer işte, biraz tuzlu ama sahilde iki tek atmadan da olmaz. Selimiye'ye ben buraların Alaçatısı diyorum, tabi fiyat olarak ama gece hayatı o kadar canlı değil. Hala küçük huzurlu Ege köyü havasını koruyor, kötü yapılaşma yok ve umarım ki olmaz.
Eski ismi Losta olan Selimiye Bozburun Yarımadası'ndaki antik yerleşimlerden biri olarak, o dönemden kalma kalıntılara sahip.
Selimiye'nin meşhur bir çok restoranı var internette bir iki arama ile bulabilirsiniz, kimilerini gerçekten çok sevmiştim ama bir kerelik turist gözüyle bakıldığını hissedince kötü oluyor insan.

 Fakat Losta tatlıcısına uğrayın ve meşhur Losta tatlısının tadına bakmayı ihmal etmeyin lütfen .

Söğüt Köyü ve Serçe Limanı

Söğüt köyünde ahtapot yemek adettendir. Meşhur başka bir restoranı var ama biz "Captain's table" a bağlıyorduk tekneyi...



Serçe limanı... Fotoğraf google görsellerden alınmıştır.  

Serçe limanı ise işte Marmaris'in ilginç kişiliklerinden birini barındırıyor. Serçe limanında bulunan tek restoranı'da bizim deyimizle "Manyak Hasan" "Captain Nemo's Farm"ı işletiyor. İlginç bir insan işte daha nasıl anlatayım, tanımanız lazım  :) Serçe limanının girişi biraz dikkat gerektiriyor. 11. yüzyılda bu limanın girişinde bir cam eşyalarla dolu bir Bizans gemisi batmış.  Bodrum Su altı Arkeoloji Müzesinde görülebilirmiş bu enkazdan çıkarılanlar...

Köylerin hepsinde fotoğraf çektim aslında ama telefonumun hafızasının azizliğine uğradım... O yüzden bu postta bana ait olmayan fotoğraflarda kullandım, altlarına da yazdım zaten. 

Evet çok konuştum galiba bu sefer ama yazmak içimi dökmek gibi bir şey benim için, hala daha yazacak çok şey var ama fazlası sıkar artık. Hayat iyi kötü süprizlerle dolu, neşenizi, enerjinizi kaybetmeyip çevrenizdeki insanların hayatlarına güzel dokunuşlarla temas edin ki, kötü süprizlerle karşılaştığınızda o güzel insanlarla sır sırta verip üstesinden gelin her şeyin... En azından biz öyle yapmaya çalıştık Öz'le tabi ki kimi zaman enkazda olduk hem de en yakınlarımız tarafından kazıldı kuyumuz ama direnmek lazım başka bir dünya mümkün demek için... 



Bizden, güzel günlerden, gülücüklerle sevgiler...



Uyarılar ve Öneriler


1-Tüm bir yazı öneri yazısı aslında ama Nur ablayı herkes tanısın isterim.
2-Orhaniye'den tüm köyler yakın, siz anladınız benim ne demek istediğimi :)
3-Marmaris'i ne olur gezin ve bahsedemediğim daha nice güzelliklerini de siz keşfedin.
4- Marmaris kalesini ve müzesini ihmal etmek olmaz.
5-Merkezden ya da otogardan bir çok köye dolmuş var.
6- Telefonunuzdaki ya da fotoğraf makinenizdeki fotoğrafları her geziden sonra akşamında aktarmak aslında en mantıklısı :)
7-Ha bu arada buralara gelmişken tatil dövmesi yaptırmak isterseniz Armutalan mevkinde Haccac tattoo ve Apo'yu ziyaret edin bence :)
8-Marmaris'in bir çok köyünde meraklısına tarihi kalıntılar da var...
9- Sevdiklerinizle her anın tadını çıkarın sanki son anıymışcasına