11 Mayıs 2017 Perşembe

MARMARİS VE AN'LAR

MARMARİS VE AN'LAR



Marmaris'ten İnsan Manzaraları

Marmaris aşkımdan bahsetmiştim önceki postta (okumak isterseniz tıklayınız efenim)

(Bu yazının şarkısı için her şey seninle güzel diyoruz. Şarkının isminin üstüne tıklayın lütfen)
O kadar yer gezdik Öz'le ama Marmaris gibi etkileyeni yoktur bizim için. Belki de şehirleri güzelleştiren içindeki insanlardır ya bizimki de ondandır, bilinmez. 

Mesela en favori koyumuz Marmaris'e bağlı Dirsek bükü'dür. Sadece deniz yoluyla gidebilirsiniz Dirsek Bükü'ne. 15 mt. derinlikte bile denizin dibini görebilirsiniz. O kadar temiz, hele de ay ışığında periler dans eder sanki derinliklerinde. Fakat bu güzelliği bir türlü fotoğraflayamadım ben. Yüksek sezon hariç sessiz, sakin hele bazı geceler insan kendi  nefes alışverişinden korkacak hale geliyor. Ve böyle gecelerde benim favori etkinliğim, gerilim- polisiye hatta korku kitapları okuyup, sonra korka korka içeri kaçmak :)
  

Gelelim Marmaris'e, zamanın yavaş aktığı şehir...
"Marmaris'te nerelere gidilir, ne yenir, ne içilir?" Yemek konusunda liman çevresinde bir çok yer var, herhangi birinde yiyebilir, içebilirsiniz. Biraz liman dışına çıkmak istersiniz, "minder" diye bir ocak başı var Aykut abi önermişti. Ben de öneriyorum orayı. Kahvaltıda da biz genelde "Kırçiçeği"ni tercih ediyoruz, bir de sedir adası yolunda Çınar diye bir yer popüler ve meşhur...  Yeni bir kafe- restoran keşfettim bir de, adı "Zola". 


Zola'dan bir kare 

Bilen bilir benim bir de nargile sevdam var. Kurtulmak istiyorum o ayrı, ama böyle bir zevkiniz varsa Ali Baba'ya gidiyorum ben. Tabi şu an bu blogu yazmak için kullandığım "Purple Rain" var orayı da anmazsam olmaz, akşamları da canlı müzik, ohhh gençlik hadi ne duruyorsunuz, ortaya:)  Bu lafı da hiç sevmem; ergenken, düğünlere gitmekten nefret ederdim hele bir de böyle aa ne biçim gençsiniz size diyenlere de bir kafa atasım gelirdi. İçten atarlıydım ben :)



Robinson crusoe Şahin abinin köpekleri. Ama artık erkek olan tek kaldı, sevgilisi kayıp, büyük ihtimalle birileri aldı diye düşünüyoruz.





 iki yıl önce çekmiştim bu fotoğrafı, tekneye o kadar meraklılar ki, her kıyıya yanaşan bota binip tekneye çıkmak istiyorlardı. Tekne de yeni mürettebat diye paylaşmıştım bu fotoğrafı...  
Marmaris'in ilginç insanları var bir de; koyda yaşayan Robinson Crusoe Şahin abi, çingene teknesinde 25 yıl önce Marmaris'e gelip burada kalan Peter...  Peter yıllar evvel buraya yaklaşık 15 tekne arkadaşla gelmiş hepsi dönmüş yavaş yavaş ama o burada Yalancı Boğaz'da yaşamaya devam ediyor... Teknenin fotoğrafının çekilmesinden pek hoşlanmıyor ama biraz sohbet edince bir şey demedi :)



Peter'in meşhur çingene teknesi( gerçekten meşhur, Marmaris yat marin'de  neredeyse herkes bu tekneyi bir fotoğraflar)


 Ve karşınızda Peter


Bir de sabuncu dede var merkezde. Netsel marinadan merkeze doğru giderken ikinci köprüden geçtiğinizde dümdüz devam eden caddede dükkanı. Sığla ağacından sabun yapmış, sabunlarından aldım kullanmadım henüz lakin bir yağ aldım, yüzüme sürüyorum, tüm kremlerimi atabilirim, öyle güzel...


Sabuncu dede dükkanında... Muhabbeti de güzeldir :) 



Sabuncu İhsan dedenin sabunları    



Bu brandayı görürseniz hemen içeri girin bence ... 



Marmaris'in Köyleri


Fotoğraf Rod Heikell'in Türkiye ve Kıbrıs Deniz Kılavuzu kitabından çekilmiştir. 

Orhaniye

Tabi ki öncelik Orhaniye'nin. 2016 yazımızı orada geçirdik. İlk defa bir yaz yerleşik hayata geçtik sayılır. Onda bile iki ev değiştirdik ama. 


Ah Orhaniye... Yüreğimi dağlar her seferinde. Ben yazılarımı yazdıktan sonra ilk olarak hep Öz'e okurum ilk onay mercimdir yani. Ama bu seferki daha bir başka... Onun isteği kadar olacak bu yazı.

Orhaniye'de yerleşik hayatı tercih etmemiz biraz mecburiyetti aslında. Marmaris'e yerleşmeyi hep hayal etmiştik ama bu şartlarda değil tabi. Bize kalsaydı, her şey yolunda gitseydi, bulutların arasına gizlenmeseydi güneş, belki bu kadar oralı olamazdık, o güzel insanları tanımazdık... Bize kalan güzel anılar ve insanlar oldu, birini yanımızdan alırken yaşam.



Yaz başı, Öz ve baba

Nur ablamız,onun güzel ailesi ve torunu Defne, İnci, Kenan abi, Gelincik market, Ayten abla ve eşi, Cennet marin... İyi ki girdiler hayatımıza... Hep güzel anılarla dolu bu isimler...



Nur ablanın butik taş villası

Nur abla Orhaniye'nin en güzel butik villasını işletiyor. Fotoğraf çekmek hiç gelmedi aklıma o dönem, başka bir mücadele içindeydik... 

   
Fotoğraflar bana ait değil, zaten cennet gibi bir yer burası, güzel de çekemezdim sanırım o zaman. Verandasında oturup kırlangıçları izlemekti Öz'ün babasıyla en büyük zevkimiz...Arada havuza kelebekler düşer ve onları kurtarma mücadelesi verirdik babayla, o bana koordinatları verir, ben de operatör misali, koşardık yardıma... 



 Casa Feronia'nın bahçesinden bir görüntü

Güller açmış olur yazları bahçesinde Casa Feronia'nın, yanında da çeşit çeşit meyve ağaçlarıyla...  Akşam üzeri denizden hafif bir meltem eser tüm günün güneş yorgunluğunu üzerinizden almak için. Teninize dokunan ah o hafif esinti... 
Verandasında kurulan uzun masalar, bol kahkahalı sohbetler...



Bir de Jumbomuz vardır insandan daha dost...
Nur abla, anne şefkatiyle ağırlamaya çalışır tüm misafirlerini ve biz de biraz daha ileri gitti ve anne gibi de oldu. Teşekkür ederim sana Nur abla,hem de o kadar içten bir teşekkür ki bu biliyorum hissetmişsindir sen... belki de senin sayende yaşam enerjimi dengeledim...



Nur ablamız, Casa Feronia'nın bahçesinde


Orhaniye; Hisarönü Körfezinde yer alıyor. Merkezden minibüslerle 45 dk.da köyde olursunuz. Yol yine çok güzel manzaralar sunuyor size... Hatta bir seyir terası bile var... Orhaniye'ye giderken Datça yolu üstünde meşhur lokantalar da mevcut ama bir kokoreççi var oraya da muhakkak uğrayın, sakatatlarla aranız iyiyse...  



Öz ve Nur abla fotoğraflandıklarından bihaber, her an yakalarım ona göre :) Marmaris yolu üstünde uğrak yerlerimizden biri kokoreççi

Etrafı çam ormanlarıyla çevrili Orhaniye'de meşhur Kızkumu bulunuyor. Plajdan 600 mt. denize doğru bir kol gibi uzanan kum bendine verilen isim, kızkumu. Bir de efsanesi var; bir zamanlar yöreye sık sık korsanlar baskın düzenlermiş.Bu baskınların birinde bölgenin önemli ailelerinden birinin güzeller güzeli kızına göz koymuş bu korsanlar. Kız korsanlardan kaçarken eteğine doldurduğu kumu denize saçarak kaçmaya başlamış karşı kıyıya doğru. Eteğindeki kumları döktükçe kumlar peri kızına yol olmuş. 



Fotoğraf google görsellerden alınmıştır. Orhaniye kızkumu

 Fakat kumlar bitmiş ve kızcağız karşı kıyıya varamadan denizin derinliklerine gömülmüş...  İşte o gündür bugündür kız kumu olarak anılıyormuş burası da. Bir de beyaz bir heykel yapmışlar kız kumunun başlangıcına... Bu heykel bana başka anılar sunsa da siz giderseniz bizim her ziyaretçimizi götürdüğümüz ve çok kere geçip bir kere bile dilek tutmak aklımıza gelmeyen kızkumunda yürüyüp dilekler tutun, her şeye rağmen, inadına hayatın güzelliğine:) 



Kız kumunda yürürken dilek de tutmayı ihmal etmeyin lütfen:) Belki bizim için de bir dilek tutarsınız hı :) Bu fotoğrafı da Casa Feronia'nın internet sitesinden aldım


Ve Orhaniye'de kalacaksanız tabi ki Casa Feronia'da kalın :) Casa Feronia'nin intenet sitesi için tık tık lütfen.

Orhaniye'de kız kumunun hemen önünde bir ada yükseliyor. Buralara antik çağda "Bybassos" deniyormuş, bu adada da o dönemden kalma akropolisin kalıntıları var...

Bir de Orhaniye yoluna döndükten sonra Hisarönü'ne yaklaştığınız da Hisarönü Köftecisi var ki ben bayılıyorum köftelerine bilginize:) Pek dışarıdan göremezsiniz içeriyi ağaçlardan öyle ki gündüz gün ışığı neredeyse içeri girmiyor desem yeri... Sadece tabelasına dikkat edin yeter.  Bir de Köftecinin sahibi Selçuk Bey'in ilginç dekorasyon fikirlerine şahit olacaksınız saklı bahçede...

Bayır köyü


Bayır köyü için lütfen yine bir önceki posta bakınız.

Turgut Köyü


Fotoğraf google görsellerden alınmıştır.

Turgut köyü Orhaniye'deyken bizim için kaçamak yeri gibiydi. Zakkum'du galiba restoranın adı. Çok güzel mezeleri var, önünden denize de girebilirsiniz. Güneş erken batıyor ama burada, tepenin arakasında kalıyor belirli bir saatten sonra. Orhaniye'den 15 dk. bile sürmüyor... Bir de Turgut şelalesine uğrayın, buraların sıcağından vaha oluyor ziyaretçilerine...


Turgut şelalesi... Burada da bir restoran var Hasan Ali bey ve ailesinin işlettiği

Turgut'un halıları meşhur ve buralarda antik çağda "Hygassos" kenti sınırları içerisinde yer almaktaymış. Bölgede pek çok kalıntı bulunmaktaymış ama biz kültür gezintisi yapmadık hiç.
Bir de Turgut Kalesi varmış ama orayı da görmedim.


Bozburun  

Bozburun bizim için özeldir. Öz'le miladımız sayılır, güzel bir Ege köyü... Dondurma yemeyi ihmal etmeyin ve sahildeki restoranlarda oturup güneşi batırın...
Bozburun'da ( Babanın deyimiyle Beyaz burun :) ) eskiden süngercilik yapılırmış fakat tekne yapımı süngerciliğin yerini almış. Şimdilerin o büyük guletleri Bozburun imalatı...
 “Karya” isimli kitabıyla bölgenin tarihini anlatan araştırmacı  Bilge Umar'a göre Bozburun'un geçmişi 4000 sene öncesine dayanıyormuş.


Daha fazla bilgi için tık tık

Selimiye


                 
Fotoğraf google görsellerden alınmıştır

Selimiye'yi duymayan kalmamıştır herhalde. Bir köy düşünün içinde Jazz bar var, öyle bir yer işte, biraz tuzlu ama sahilde iki tek atmadan da olmaz. Selimiye'ye ben buraların Alaçatısı diyorum, tabi fiyat olarak ama gece hayatı o kadar canlı değil. Hala küçük huzurlu Ege köyü havasını koruyor, kötü yapılaşma yok ve umarım ki olmaz.
Eski ismi Losta olan Selimiye Bozburun Yarımadası'ndaki antik yerleşimlerden biri olarak, o dönemden kalma kalıntılara sahip.
Selimiye'nin meşhur bir çok restoranı var internette bir iki arama ile bulabilirsiniz, kimilerini gerçekten çok sevmiştim ama bir kerelik turist gözüyle bakıldığını hissedince kötü oluyor insan.

 Fakat Losta tatlıcısına uğrayın ve meşhur Losta tatlısının tadına bakmayı ihmal etmeyin lütfen .

Söğüt Köyü ve Serçe Limanı

Söğüt köyünde ahtapot yemek adettendir. Meşhur başka bir restoranı var ama biz "Captain's table" a bağlıyorduk tekneyi...



Serçe limanı... Fotoğraf google görsellerden alınmıştır.  

Serçe limanı ise işte Marmaris'in ilginç kişiliklerinden birini barındırıyor. Serçe limanında bulunan tek restoranı'da bizim deyimizle "Manyak Hasan" "Captain Nemo's Farm"ı işletiyor. İlginç bir insan işte daha nasıl anlatayım, tanımanız lazım  :) Serçe limanının girişi biraz dikkat gerektiriyor. 11. yüzyılda bu limanın girişinde bir cam eşyalarla dolu bir Bizans gemisi batmış.  Bodrum Su altı Arkeoloji Müzesinde görülebilirmiş bu enkazdan çıkarılanlar...

Köylerin hepsinde fotoğraf çektim aslında ama telefonumun hafızasının azizliğine uğradım... O yüzden bu postta bana ait olmayan fotoğraflarda kullandım, altlarına da yazdım zaten. 

Evet çok konuştum galiba bu sefer ama yazmak içimi dökmek gibi bir şey benim için, hala daha yazacak çok şey var ama fazlası sıkar artık. Hayat iyi kötü süprizlerle dolu, neşenizi, enerjinizi kaybetmeyip çevrenizdeki insanların hayatlarına güzel dokunuşlarla temas edin ki, kötü süprizlerle karşılaştığınızda o güzel insanlarla sır sırta verip üstesinden gelin her şeyin... En azından biz öyle yapmaya çalıştık Öz'le tabi ki kimi zaman enkazda olduk hem de en yakınlarımız tarafından kazıldı kuyumuz ama direnmek lazım başka bir dünya mümkün demek için... 



Bizden, güzel günlerden, gülücüklerle sevgiler...



Uyarılar ve Öneriler


1-Tüm bir yazı öneri yazısı aslında ama Nur ablayı herkes tanısın isterim.
2-Orhaniye'den tüm köyler yakın, siz anladınız benim ne demek istediğimi :)
3-Marmaris'i ne olur gezin ve bahsedemediğim daha nice güzelliklerini de siz keşfedin.
4- Marmaris kalesini ve müzesini ihmal etmek olmaz.
5-Merkezden ya da otogardan bir çok köye dolmuş var.
6- Telefonunuzdaki ya da fotoğraf makinenizdeki fotoğrafları her geziden sonra akşamında aktarmak aslında en mantıklısı :)
7-Ha bu arada buralara gelmişken tatil dövmesi yaptırmak isterseniz Armutalan mevkinde Haccac tattoo ve Apo'yu ziyaret edin bence :)
8-Marmaris'in bir çok köyünde meraklısına tarihi kalıntılar da var...
9- Sevdiklerinizle her anın tadını çıkarın sanki son anıymışcasına


10 Mayıs 2017 Çarşamba

YİNE Mİ ÇİÇEK, YİNE Mİ MARMARİS?

YİNE Mİ ÇİÇEK, YİNE Mİ MARMARİS? 



Marmaris’ten merhaba,
Çok ara vermeden yazayım ki, aramız çok açılmasın değil mi? Zaten dediğim gibi özlemişim yazmayı, Ya siz bizi?:)

Kaldığımız yerden devam edelim, evet hangi günde kalmıştık;

Bugünün şarkısı tabi ki başlıktan da anlayacağınız gibi Yine mi çiçek

5 Mayıs Çiftlik koyu 



Çiftlik'te ikinci gün de kalmaya karar verdik biliyorsunuz...Tüm gün blogla uğraştım neredeyse. Sonra hazır elektrik bulmuşum, yığınla ütü vardı yapılacak. Sıvadım kolları hadi ütüye... Sezon başında bir ütü yapıyorum 6 ay götürüyor bizi :) Teknenin sevdiğim yanlarından biri de bu, ütüye ihtiyaç duymamak :) Sonra sırılsıklam terleyip biraz yüzdüm. Yüzmek şu an için doktorumun önerdiği tek spor, bir de ayağımı kuvvetlendirmek için verdiği hareketler var onları da yapıyorum ve tabi ki bol bol şükrediyorum...



Akşamında Öz ve Gözde ile sohbet vardı... Güldük, eğlendik, bir ara ateş yakmayı planladık sahilde ama sohbet o kadar güzel gitti ki bölmeye kıyamadık. Hıdırellezi ateşsiz kutladık. Dileklerimiz çizip, gül bulamayınca sardunya çiçeğinin saksısına diktik.
Bir önceki postta bahsetmiştim Gözde'den, "Mehmet Place"in sahibinin kızı. Onunla sohbet etmek güzel geliyor, gençlik enerjisi, hayalleri o kadar naif ki...



Gözde ve Sedef, birlikteyken fotoğraf çekmek hiç aklıma gelmedi :(

 Bir de Gözde'nin kardeşi Sedef var, daha liseye gidiyor, ilginç kişilik :) Boğa güreşi hastası, bayılıyor boğalardan bahsetmeye. Muğla'nın ünlü boğası varmış "Ateşdağlı" kime sorsanız bilir diyor. Onun boğasının adı ise "redbull", boğadan korkmuyor ama köpekten korkuyor :) Ha bu arada bir hayvan sever olarak hemen soruyorum zarar görüyorlar mı diye, yok kıyamam ki zaten diyor...


Sedef ve redbull

Bir de bunu seviyorum işte, farklı yerlerde güzel insanlarla tanışmak, kocaman bir aile gibi hissetmek ve dost biriktirmek...

 6 Mayıs Delik kaya- Dalyan


Gece uyuyamadım, uzun zaman sonra yazmanın etkisi mi nedir? Sabah ezanında havuzlukta oturup doğayı dinledim bir süre... Kendimi de dinledim, hayaller kurdum yine ...
Kahvaltıdan sonra İnci ve Kenan abi geldiler.  Onlarda gezgin bir çift, geçen yıl arabayla Rusya, Kırgızistan, Gürcistan, Kazakistan vs. gezmişlerdi. Bu yıl da Rusya ve Sibirya'yı ve hatta Moğolistan ve Çin'i motorla gezecekler belki... Umarım planladıkları gibi gider her şey ve hayal coğrafyalarımı gezen dostlarımdan dinlerim oraları, gitmiş kadar olurum böylece:) 
Onlarla da sohbet güzel gidiyordu ama gidecek yol var. Vedalaşıp ayrılıyoruz yanlarından saat 1 buçuk civarı...


Yine hatırlamadığım bir yolculukta bize eşlik eden yunus bu kadar çekebildim elimdeki telefonla napayım... Ha bu arada hayatımızda değişmeyen şeylerden biri de benim hala bir fotoğraf makinem yok :) Bu arada Öz bey bu fotoğrafa bakınca "yunus belli değil ki" dedi, cevap hemen hazır "e telefonla bu kadar oluyor" :)

 Açıyoruz yelkenlerimizi, geniş apazdan gelen rüzgarla 5 knot hızla ilerliyoruz. İstikamet Dalyan delik kaya. Yolda giderken denizin ortasında sarı bir kelebek gelip konuyor. Düşüncelere dalıyorum yine, en güzel halini ölüme yakın yaşayan bu canlı da maceraperest, atmış kendini denize ve Ege'nin rüzgarına...



Nerede olduğunu hatırlamadığım bir yolculuktan


Fotoğraflamayı düşünüyorum ama çok kısa sürüyor ziyareti.
Akşama doğru saat 5 civarı varıyoruz delik kayaya. Tekneyi gezi teknelerinin bağladı iskeleye bağlıyoruz. Çalkantılı, bu gece biraz zor geçecek belli...




Mavi yengeç sipariş ediyoruz. Tanesi 15 tl, buralara gelirseniz muhakkak deneyin, yanında da doğal el yapımı nar suyu... Köyceğiz-Dalyan turuna katılmıyoruz bu sefer tam iki kere yaptık zaten aynı turu. Kaunos kaya mezarlarını ziyaret de edebilirsiniz isterseniz.
kimin kimi yediği belli değil gerçi bu fotoğraf da :)








Gece o sallantıda Öz'e diyorum illa ki film izleyelim ve "The Goonies"i açıyorum. Tabi Öz'ü pek sarmadı film. Çocukken izleseydim belki diyor. Ona bu filmin benim için önemini anlatmaya çalışıyorum, nostalji fırtınası esiyor,ah o çocukluk...
Bu filmdir belki de bana macera tutkusunu aşılayan, denize karşı hep bir merak uyandıran...






Hatırlıyorum da babaannemin evinin alt katında yarı bodrum gibi bir yer vardı. Ve oraya inen gizli merdivenler. Bu arada gizli dediğime bakmayın bize gizli :)  Hep o merdivenlerin bodrum kata değil de başka yerlere açıldığını hayal ederdim ve o bodrum katta bir yerlerden define haritası çıksın diye az dua etmedim...  
işte her şeyin sebebi bu film :)




7 Mayıs- Marmaris

Sabah 8'de uyanıp topluyoruz her şeyi, yola çıkıyoruz yine bu sefer Marmaris'e döneceğiz. Öz'ün akşama maç keyfi var. Fener Beşiktaş maçı ekranda, ben bu maçta BJK'lıyım. Tekneyi bu sefer belediye marinaya bağlıyoruz. Berabere bitiyor maç ama seyri güzeldi. Öz'le didişiyoruz tabi, e fanatik Fenerli adam.
Ve o gün bugündür Marmaris'teyiz. Fırtına var, tekneyi bağladığımız yerden başka bir yere aldık ertesi sabah. Yoksa tekne parçalanabilirdi bile. Yeni yer daha güvenli ama yine sallantılı geçiyor tabi günler. Hemen şunu da belirteyim, belediye marina yalancı boğazdan daha pahalı ama merkezi işte.



Güneşi küskün Marmaris

Hazır Marmaris'e dönmüşken Marmaris'İn köylerini yazayım birazda diyor ve yazıyorum da işte Linki...

Bol bol kitap okudum bu arada. Sevgili Sebla'nın kitabını araya aldığım için bir türlü okuyamadığım Kapı kitabını okuyorum, o kadar güzel ki bitmesin istiyorum...(bu arada Sebla'nın kitabı "Hindistan; Kalbimdeki Melodi" onu da yazacağım bir ara) "Kapı"yı kitap fuarından almıştım. Sevgili http://laleninbahcesi.blogspot.com.tr/ de önermişti ben bacağımdan dolayı yatarken okuyayım diye. Hemen öne aldım ve okumaya başladım lakin taşınma toparlanma yerleşme işlerinden bir türlü bitirememiştim. Pek yakında bitecek ama :( 
Hep çiçek olsa hayat diyerek veda ediyorum bu sefer size 😊

Öneriler ve uyarılar( naçizane)


1-Kitapsız geçmez be hayat. Sebla'nın kitabını da okuma listenize ekleseniz ne de güzel olur değil mi ? :)

2- Köyceğiz- Dalyan turuna muhakkak ki katılın, mavi yengecin tadına bakmayı da unutmayın bence.      
  

5 Mayıs 2017 Cuma

MERHABA HAYAT

MERHABA HAYAT



(Bu yazının şarkısı için tık tık )

Merhaba herkese, biliyorum çok boşladım buraları... Fakat benim böyle bir erteleme huyum var ipin ucu kaçtı mı bir kere toplaması zor oluyor. 
 Tam 3 yıldır yazmıyorum. En son 2014 Eylül'ünde yazmışım.. Fakat bir çok defa yazmaya yeltenmişim ama sonu gelmemiş yazıların ve de bir çok defa kendimi bunu da bloğa yazmalıyım derken yakalıyorum. E o zaman niye yazmıyorum?! Hem de buraları çok özlemişken...
 Hayatım boyunca büyük problemlerimden biri bence zaten bu; süreklilik... Sanırım gerekli olan içsel disipline sahip değilim. Bunu kendime itiraf ettikten ve üzerine çalışmaya karar verdikten sonra gelelim bize...
Bu 3 yıl içerisinde "neler oldu, ne yaptık, ne ettik?" aman oraya girmeyelim, çıkamayız. Bir sürü taslak yazı duruyor başlanmış ama sırf bu konuya yelken açıldığı için kara görünmemiş. 
Bir iki cümleyle özet geçeyim, belki arkası sonra :)
"Bu 3 yılda başımıza neler mi gelmedi?"; hastalıklar, kayıplar,fırtınalar, kah güldük, kah ağladık ama elimizden geldiğince, imkanlar el verdiğince yine hep yollarda olduk. Hayatın anlamını, yaşamı ve ölümü sorguladık kimi zaman, arada bulutluydu hava, bazen güneş kendini gösterir gibi dalga geçti adeta bizle, lakin hep güneş vardı, varlığı bile yetti. Bir gün hayat yeni bir ders vermeye karar verdi bana, hop nereye böyle koştur koştur dedi ve bir süre zaruri mola verdirdi, ne zamanki kendi ayaklarımın üzerine tek başıma bastım o gün attım kendimi dışarıya :) Bazı şeyler değişti ama değişmeyen tek şey deniz aşkı ve hayaller sanırım, ha bu arada hala evsiz kaplumbağa misali yaşamaya devam :) 
Belki kısa bilgili ama çok fotoğraflı foto-gezi bir şeyler yaparım bu 3 senenin gezi özetini çıkarmak için...


Marmaris Yat Marin o tekne direklerini gördüğünüz yer


2017'NİN İLK SEYİR DEFTERİ; MARMARİS, TURUNÇ VE ÇİFTLİK


Gelelim bugünlere...

19 Nisan'da Marmaris'e geldik. 2 haftadır tekneye yerleşme, temizlik, tadilat işleriyle uğraştık. Teknemizin genel bakımını sevgili Aykut abimize yaptırdık. Fakat ufak tefek tadilatları Öz'le birlikte halletmeye çalışıyoruz. (Aslında çoğunlukla yapan Öz ama ben de fikir verici olarak nemalanıyorum :) ) İnsan bi mutlu oluyor kendi bir şeyleri hallettikçe. Yelkenli tekne işi fazlasıyla emek gerektiriyor, mutfakta ve günlük hayatta kullandığımız bir çok alet yok. (çamaşır-bulaşık-çay-kahve makinesi, mutfak robotu, televizyon- ki yokluğuyla beni en çok mutlu eden kendisi- elektrikli süpürge vs. sifonu çekmek bile kol gücü) Bu da ayrı bir post konusu, geçelim efenim...
Ha bu arada bir de hasta olduk. Önce Öz üşüttü ki zaten İstanbul'da limoniydi burada bir güzel hava değişimine çarpıldı. Tabi geceleri de teknemiz flo bizi koynuna alıp ısıtmayı kabul etmedi ve biraz ayaz yaptı ilk hafta. Öz hastalığı sonra bana sattı, sonra da ben ona, he hee :) Hala geceleri yokluyor sevgili virüs Öz'ü, pişşt gittim sanma diye öğüre öğüre... 




Yalancı Boğaz Yat Marin'de yağmur arifesi

Yalancı Boğaz'da Marmaris yat marin'de kışladı bu sene de tekne. Çarşamba günü ayrıldık Yalancı Boğazdan, yelkenler fora, vira bismillah deyip. Hüzünlendim oradan ayrılırken , ben böyleyim işte bir yanım hep kanatlanır, bir yanım da kök salar. Aradaki şey de işte ben; biraz deli, biraz gel git, biraz belirsiz ama hep gitmeli, hayalli...
Bu yıl tek plan, plansızlık, Tanrı'yı güldürmek istemediğimizden belki de...



Bahar çiçekleri Marmaris Orhaniye köyü

Aslında hüzünlendiğim şey Marmaris'ten ayrılmak sanırım çünkü burası beni çok mutlu ediyor, şehir ama hala yeşil. Sanki zaman yaşlanmış burada ağır aksak ilerliyor, siz de ona kafa tutabiliyorsunuz ... Baharı güzel Marmaris'in...

 



Marmaris Grand Azur'un bahçesinde


Limanda yürürken her seferinde diyorum ki biz insan evladı ne doyumsuz, nasıl da mutsuz edecek şeyler bulup takıştırıyoruz aklımıza, gönlümüze... ve tabi ardından koca bir nefes ve şükür duygusu...




 Marmaris Orhaniye Köyü


Ayrıca neredeyse her gün yalancı boğazdan merkeze gitmek için kullandığımız güzergah, çok güzel bir orman yolu. Hem orman, hem deniz manzarası ne ala... Bir gece dönerken önümüze aniden anne domuz çıktı son anda fark edip durdu öz, arkasında yavrusu ... Yani gerçekten orman :)


burası da o yol üstünde terk edilmiş bir otel. Böyle terk edilmiş yerlerde dolaşmak beni çok etkiliyor, ne anılar yaşandı ne hayaller kuruldu acaba burada 

Bu yol galiba Marmaris aşkımın fitilini ateşleyen... Belki bir gün de başka bir postta Marmaris yazarım :)


Meşhur yoldan bir bahar karesi


Yalancı boğazdan ayrılıp, Turunç'a geldik 2 gün önce.Biz Öz'le her yıl uğrarız buraya.Turunç'dayken defterime şöyle not almışım; Saat gece yarısına vurmak üzere, akrep ve yelkovan yarışta ama boşuna çaba birazdan yan yana gelecekler. Etrafta doğanın fısıldadıkları hariç hiç ses yok... Sadece teknenin gıcırdaması; deniz üzerinde uzun uzun esniyor, iskeleyi döven dalganın sesi de kamberimiz.
Bir ara dışarıya havuzluğa çıktık ( teknenin kıç kısmındaki oturma alanına havuz diyoruz), mis gibi çiçek kokusu, şimdi nereden geldi bu koku, sahi gündüz yoktu bu koku... Bilen var mı nedir bu gece kokan çiçek?



Turunç'tan merhaba herkese

Seviyoruz biz Turunç'u, her bir anına ilmek ilmek huzur işlemiş sanki tanrı...



Bir ara burada yaşam hayali, bile kurduk Özle. Hem de ilginçtir biz bu hayalleri Öz'le çok dillendirmeden kuruyoruz. Bazen ansızın bir konuşma arasında çıkıveriyor ve anlıyorum ki aynı hayali kurmuşuz. Ve aynı hayali akıl süzgecinden geçirip vazgeçmişiz. 


 Turunç'un ortasından akan azmak

Ne diyorduk, Turunç; küçük sakin mi sakin bir kasaba, dalga, kuş, çocuk, ve arada yanaşan teknelerin sesinden başka hiç bir şey yok. Biz ya sezon başı ya da sezon sonu geldiğimiz için mi böyle, yüksek sezonda nasıldır inanın ki bilmiyorum. 
Fakat günlük tur teknelerinin rağbet ettiği bir yer o yüzden, iskelesi yoğun olur diye düşünüyorum. Biz belediyeye ait olan iskeleye bağlıyoruz tekneyi (zaten tek seçenek o). Bu yıla kadar hiç para vermemiştik ama bu yıl bağlama parası ödedik hem de marinadan da pahalı. 







Etrafı yeşil dağlarla kaplı Turunç'da hem denize girebilir hem küçük şirin lokantalarında yemek yiyebilirsiniz. Ufak butik oteller ve pansiyonlarda mevcut. Marmaris merkeze ya dolmuşla ya da deniz dolmuşlarla gidebilirsiniz. Kara yolu çok güzel manzaralar size sunar ama kıvrıla kıvrıla giden yol arada tedirgin edebilir.





Perşembe sabah uyanınca Öz'ün koşusu sonrası(eğer koşu yapıyorsanız sabahları sahili uygun) (ben tabi ki hala koşamıyorum) teknede kahvaltı yaptık ve ardından ayrılma kararı verdik; Marmaris'in bir başka cennet koyu Çiftlik'e gideceğiz.




Çiftlik köyü- Mehmet Place

Çiftlik kara yoluyla gelecekler için Bayır köyünün hemen aşağısı oluyor. Bayır köyü ise geçen yıl çekilen Hanım köylü dizisinin mesken tuttuğu yer. Asırlık çınar ağacı, doğal ürünleri, aktar Hasan abisiyle meşhur. Bir de müze haline getirilmiş eski bir zeytinyağı atölyesi vardı sanırım ben gezmedim.  Çınar altında oturup bir mola verin derim doğanın tadını çıkarırken gözleme ve ayran da güzel gider benden söylemesi...


Bayır köyü doğal balları





Bayır Köyünün meşhur çınarı





Çiftlik koyunu biz geçen yıl keşfettik ama bir keşfettik pir keşfettik. Hem deniz yoluyla hem kara yoluyla da bir çok kere geldik. Her gelişimizde de aile işletmesi olan "Mehmet place" de yiyor, içiyoruz. Tekne ile yanaşacaksanız bir çok iskele var. Koyun girişi bir adayla bölünüyor. Magazinsel bilgi vereyim burada; ada Ali Ağaoğlu'na ait. Arada geliyormuş kendisi. Neyse zenginin malı züğürdün çenesi mevzusuna girmeyelim :)



Öz bir ara dedi sana bu adayı alayım öğrendik ki sahipliymiş

Koya giriş yaptığınız da sağ tarafta çirkin beyaz bir otelin yükseldiğini göreceksiniz ama takılmayın ne yapalım...  Çiftlik koyunun da ortasından bir azmak akıyor.




o beyaz otel arkada sırıtıyor ama ne yapalım başka bir çok güzellik var bu koyda takılmayalım

Bizim mekan en solda yine terk edilmiş  ama belli olmayan otelin yanında ki yer. Herkes bayrak sallıyor olacak zaten siz girdiğinizde en soldakine gidiniz efenim, kırmızı bayrak sallayanlara, beyaz otelin zıt tarafına:) Tekne ile iskelesine yanaştığınız yerde (teknecilerin çoğu bilir ama yine ben de yazayım) yemek yemeniz beklenir, bağlama parası istenmez. 






 Terk edilmiş diğer otelin bahçesinden bir kare

İskelede elektrik ve su mevcut, wifi da var ama her zaman çok net çekmeyebiliyor iskeleden. "Mehmet place"de Gözde var kızları ve de Halil bey var ilgilenen genelde, eğer giderseniz bizden selam söyleyin her ikisine de. (hatırlatmak adına ahtapot yakalarken eline iğne batanlar :) onlar anladı ) 





Eğer bu cennet koyda kalmak isterseniz de 15 civarı odacık mevcut sanırım tüm koyda. O beyaz otelde 5 senedir fln çalışmıyormuş. Geçen yıl bir gelişimizde çadır kuranlarda vardı... 




Bu yılın deniz açılışını da 4 Mayıs itibariyle Çiftlik koyunda yapmış bulunmaktayız. Buranın denizi de favorilerimin arasında



Mehmet place'de öz 

2017'nin seyir defterinin ilk sayfasını Turunç ardından da Çiftlik işgal ediyor. Biz bugün de çiftlik koyunda kalmaya karar verdik. Bakalım rüzgar ne yönden hangi diyarlardan esecek bize.
Yazacak çok şey, anlatacak çok hikaye, anılacak çok insan var , yavaş yavaş toplarım inşallah.
Bugün Hıdrellez, baharı karşılıyoruz... Dileklerimizi Ege'ye, doğa anaya ve tabi ki Yüce yaratıcıya Allah'a dualarla yollayacağız. Özel istek var mı egeye yollamak için :)  





Her gününüz bahar tadında olsun, sevgiyle kalın,  Öz'den selamlar...

UYARILAR VE ÖNERİLER (Naçizane)

1-Marmaris sadece merkezden ya da kaldığınız otelden ibaret değil, dışarıyı çıkın, gezin dolaşın, köylerini görün... Daha detaylı bir yazı yazacağım ilerde muhakkak onu da okuyun :P
2- Eğer safari turuna katılıyorsanız, gittiği köyleri sorun kim daha çok gezdiriyorsa o tura katılın... Örneğin hepsi Bayır köyüne ve çiftlik koyuna getirmiyor.
3- Tekneniz yoksa tekne turunuz var, bence muhakkak deneyin